Dünyaya tatil satıyoruz, kendimiz dinlenemiyoruz, dünyayı tedavi ediyoruz, kendimizi hasta ediyoruz. Bir ülke dünyaya tatil ve sağlık hizmeti sunarken, kendi halkı ve emeklisi bunlardan ne kadar faydalanıyor?

Hastane ve otel sayısı değil, hasta ve tatile çıkamayan sayısı önemlidir

Bir ülkenin başarısı, kaç hastane yaptığıyla değil, insanlarının ne kadar az hasta edildiği ile ölçülür. İdeal başarı şudur; daha çok hastane değil, daha az hasta, daha çok ilaç değil, daha sağlıklı yaşam, daha çok ameliyat değil, daha çok önleyici sağlık. Hastaneler yıl boyu dolu, oteller ise genellikle mevsimsel.

Bu durum modern insanın dinlenmekten çok iyileşmeye zaman harcadığını düşündürüyor. Modern insan artık tatilden çok tedaviye ihtiyaç duyuyorsa, burada yalnızca bireysel değil, toplumsal bir yorgunluk olabilir. Belki de gelişmiş toplum şu dengeyi kurabilen toplumdur. Hastane vardır ama insanlar sürekli ona bağımlı değildir. Otel vardır ve toplumun geniş kesimi erişebilir.

İnsanlar yalnızca tedavi olmaz; dinlenebilir de. Emekliler yalnızca hayatta kalmaz; hayatı yaşayabilir. Yani mesele daha çok hastane yapmak değil, insanların hastaneye daha az ihtiyaç duyduğu bir yaşam kurabilmek.

TOPLUMSAL DİNLENME /REFAH ENDEKSİ

Bir ülkenin refah durumu o ülkede iş sahibi ve emekli olup kendi ülkesinde ve yurt dışında tedavi olan vatandaş sayısı, tedavi gecelemesi, tedavi için ödenen tutar, hastalıkların derecesi ve iyileşme oranı ile; diğer taraftan vatandaşlarının kendi ülkesinde ve yurt dışında tatil ve turizm hareketi için yaptığı geceleme sayısı, tatil masrafları tutarı, güçlü ülke imajı ve tatil memnuniyet oranı  “Toplumsal Dinlenme Endeksi’” ile ölçülür. Dinlenme Endeksi; Refah Amaçlı Ücretli Tatil Gecesinin Sağlık Gecelemesine bölünmesi ile bulunur.

Almanların %80 i yılda 30 gün tatile çıkarken, Rusya ve Türkiye gibi ülkelerde ücretli tesis kullanım oranı 15 günü geçmeyeceği gibi genelde %25 bandındadır. “Avrupa’da insanlar dinlenmek için seyahat ediyor. Türkiye’de insanlar bağlarını koparmamak için sosyal ve ailevi ücretsiz misafir olarak da hareket ediyor.”

Türkiye’de Refah Amaçlı Tatil Gecesi yaklaşık 175 milyondur. Sağlık Gecelemesi ise 65 milyon kadardır. Bu durumda oran; 175/65= 2,7 Türk vatandaşları sağlık nedeniyle geçirdikleri her 1 geceye karşılık yalnızca yaklaşık 2,7 gece gerçek ücretli/refah tatili yapabiliyor. Bu ciddi fark yaratıyor.

Türkiye’nin yaş ortalamasına yakın bir ülke olan Polonya’da bu oran 4,5’a yakındır.

Türkiye’nin gerçek “dinlenme/refah tatili kapasitesi” gelişmiş ülkelerin belirgin şekilde altında kalmaktadır.

Modern dünyada ülkeler artık dev hastane kampüsleriyle övünüyor.

Yüzlerce yataklı şehir hastaneleri…

Dünyanın en büyük sağlık kompleksleri…

Son teknoloji cihazlar…

Yeni branşlar…

Yeni ameliyat merkezleri…

Peki kimse şu soruyu sormuyor !…

“Neden insanlar bu kadar hastalanıyor?”

Bugün birçok ülke “tedavi sistemi”ne yatırım yapıyor.

Ama çok az ülke gerçekten “sağlıklı toplum sistemi” kuruyor.

Aradaki fark çok büyük.

Birincisi; İnsan hastalanınca müdahale eder.

İkincisi; İnsan neden hastalanıyor diye sorar.

Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde sağlık politikalarının merkezinde artık; önleyici sağlık, beslenme, stres yönetimi, şehir planlaması, hava kalitesi, spor kültürü, ruh sağlığı, sosyal yaşam, çalışma saatleri, uyku düzeni yer alıyor.

Çünkü modern bilimin tespiti ile  birçok kronik hastalık; yaşam tarzı, stres, yanlış beslenme,  hareketsizlik, yalnızlık, çevresel faktörler  nedeniyle oluşuyor.

Aslında turizm ile sağlık arasında çok derin bir bağ vardır.

Çünkü kaliteli turizm; dinlenme sağlar, stresi azaltır, psikolojiyi iyileştirir, sosyal bağ kurar, hareket sağlar, yaşam enerjisini artırır.

Bir ülke; sürekli hasta üretmek yerine, yaşam kalitesi üreten ülke olmalıdır. 

SAĞLIK TURİZMİ

Sağlık turizmi ekonomik gelir sağlar, gelişmiş hastaneler teknik başarıdır.

Yabancı hastaların Türkiye’yi tercih etmesi bir kapasite göstergesidir.

Ama  “Tedavi kapasitesi ile sağlıklı toplum kapasitesi aynı şey değildir.”

Bir ülkenin; güçlü hastanelere sahip olması değerlidir, yabancı hastaları tedavi edebilmesi önemlidir, sağlık turizmi geliri üretmesi ekonomik avantajdır.

Ancak bunlar tek başına “medeniyet” ölçüsü değildir.

Çünkü medeniyet yalnızca; “Hastalığı tedavi edebilmek” değil, “İnsanların daha sağlıklı yaşayabildiği bir toplum kurabilmek”tir.

SAĞLIK TURİZMİ İLE SAĞLIKLI TOPLUM AYNI ŞEY DEĞİLDİR

Bir ülke çok başarılı sağlık turizmi yapabilir, ama aynı anda kendi toplumu; obez, stresli, depresif, kronik hastalıklarla dolu olabilir.

Bu bir çelişkidir. Çünkü dışarıdan gelen hastaları tedavi etmek ile, kendi vatandaşını sağlıklı yaşatmak farklı şeylerdir.

Gerçek medeniyet; sadece ameliyat yapabilmek değil, insanların ameliyata daha az ihtiyaç duyduğu bir düzen kurabilmektir.

Sadece; yoğun bakım kapasitesi değil, insanların yoğun bakıma düşmesini azaltan yaşam kültürü oluşturabilmektir.

Yani mesele; “Hastane yapmak kötü” değil. Mesele; “Neden bu kadar çok hastaneye ihtiyaç duyuyoruz?” sorusunu sorabilmek.

“Hastaneler Büyüyor, Hayat Küçülüyor”

“Yaşam Kalitesi mi Büyüyor, Tedavi Kapasitesi mi?”

“Biz gerçekten sağlık mı üretiyoruz, yoksa hastalık yönetimi mi büyütüyoruz?”

HASTA ARTARSA, TURİST AZALIR

Bir ülke düşünün…

İnsanlar; stresli, mutsuz, hasta, tükenmiş, yaşam kalitesi düşük.

Böyle toplumlar zamanla; üretkenliğini kaybeder, sosyal enerjisini kaybeder, şehir estetiğini kaybeder, huzur hissini kaybeder.

Ve bir noktadan sonra turist yalnızca denize bakmaz.

Turist artık; insanların yüzüne, şehirlerin enerjisine, sokakların ruhuna, toplumun psikolojisine de bakıyor.

Çünkü modern turist yalnızca otel satın almıyor, atmosfer satın alıyor.

Eğer bir toplum; gerginse, agresifse, tükenmişse, sürekli kriz içindeyse, o ülkenin turizm enerjisi de düşmeye başlar.

Bu nedenle; Sağlıklı toplum ile güçlü turizm arasında doğrudan ilişki vardır.

GERÇEK TURİZM NEDİR?

Turizm aslında; kaçış değil, iyileşme ihtiyacıdır.

İnsanlar neden tatile çıkıyor?

Çünkü yoruluyorlar, tükeniyorlar, şehirlerden boğuluyorlar, zihinsel olarak çöküyorlar, farklı kültürleri tanımak istiyorlar.

Yani modern turizm aslında kitlesel psikolojik nefes alma biçimidir.

Bu yüzden geleceğin en güçlü ülkeleri yalnızca otel yapan ülkeler değil, “iyi yaşam kültürü” kuran ülkeler olacaktır..

HASTAYI TURİSTE DÖNÜŞTÜRMEK

İnsanları; yatağa bağımlı bireyler yerine, yaşamın içinde hareket eden bireylere dönüştürmek.

Çünkü turist yürür, keşfeder, sosyalleşir, güler, dinlenir, nefes alır.

Hasta ise kapanır, yalnızlaşır, hareketsizleşir, tükenir.

Bu yüzden geleceğin sağlık politikası yalnızca; “Nasıl tedavi ederiz?” değil,

“Nasıl daha az hasta ederiz?” olmalıdır.

HASTANEYİ OTELE DÖNÜŞTÜRMEK

Buradaki amaç elbette hastaneleri yok etmek değil. Ama sağlık anlayışını değiştirmek.

Belki gelecekte; rehabilitasyon merkezleri, doğa terapileri, wellness şehirleri, uzun yaşam merkezleri, aktif yaşlanma kampüsleri, sağlık ve turizmin birleştiği yaşam alanları öne çıkacak.

Yani soğuk koridorlar yerine insan odaklı yaşam alanları…

Çünkü insan sadece ilaçla iyileşmez. İnsan; huzurla, doğayla, sosyal bağlarla, umutla, estetikle, hareketle de iyileşir. 

https://www.turizmaktuel.com/haber/hastane-ve-otel-sayisi-degil-hasta-ve-tatile-cikamayan-sayisi-onemlidir

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir